top of page

Zihnin beklentileri ve çalışma şekli üzerine

Zihnimiz neden genellikle elinde olmayanı ister, her şartta bir ötekini kovalar ve alternatiflerin daha makul olacağına inanır? “Bulunduğumuz konumu nasıl ilerletebiliriz?” konusunda epey kafa yoran insan bunu kendi hayatına dair kararlarda fazlasıyla yapar. “Sıkışmış” hissetmek tabiri de zannediyorum bu seçeneklerin kötü alternatifler olarak gelmesi nedeniyle halihazırda bulunulan konumda kalmak zorundalığın verdiği bir çaresizlik inancıyla ilintili. İmkanım dahilindeki tüm seçenekleri kafamda oynattığımda bundan daha farklı bir yola gidemeyeceğini bilmek insana hem kaygı hem de huzur verebilir. “Şu anki bilgimle bu kadarını bilebiliyorum ve daha fazlasını düşünebilmem için elimde yeterli veri yok, bunu zaman geçtikçe düşüneyim.”demek insanı rahatlatmalı olarak düşünüyoruz ama o bekleme sürecinde ne yapacağını bilemeyen insan büyük bir savrulma da yaşayabiliyor. Kaldı ki tüm bu alternatifleri gerçekleştirdiğimizde, hayatımızın daha iyi olacağına dair inanç da bir varsayım değil mi? Şu anki hayatımızın kötü olduğuna karar veren aklımızın yargılarına çok güveniyor olmalıyız ki alternatif hayatın daha iyi olacağı fikrine bu nebze bağlanıyoruz. Zihnimizin kararlarına güvenmiyorsak bu düştüğümüz durumun karar vericisi de biz değil miydik; şu anki hayatımıza karar veren zihnimizi yeterince geliştirdiğimize inanıyor muyuz da alternatife bu nebze sarılıyoruz?


Alternatifin daha iyi olacağına dair inanç kafamıza düştükten sonra(ki zaten hep orada da olabilir bu inanç) şu an bulunduğumuz konumu gözden çıkarmaya başlarız. “Böyle yaparsam hayatım daha iyi olacak” inancına kapılmak bugüne değil geleceğin alternatiflerine yaşamaya başlamak oluyor. Bu inanç sonrasında çevremizdeki her durumu bu hayalin bir parçası olarak yorumlamaya başlıyoruz, bundan sonra gelen her kişi bizim o hayalimizi gerçekleştirmek için gelmiş gibi zannedip hızlıca hevesleniyoruz. Bu hayali, yani böyle olursa daha iyi olacak diye düşündüğüm hayali, bugünden nasıl tahmin edebilirim? Gelecekle ilgili hevesliysek hayalleri kurarken yaşayacağımız keyifli-huzurlu zamanları düşünürüz; bunun içine istemediğimiz gibi gidecek senaryoları koyduğumuzda hayal kırıklığına uğrayacağımız için bunları yok sayma eğiliminde oluruz. Sanırım insan bir karar alırken “ben bu karar sonrasında yaşanacak hayal kırıklığını taşımak için kendimi geliştirebilir miyim?” diye sormalı. “Tüm huzur veren hayallerimin içi boşaldığında ve umduğum gibi çıkmadığında beni sarsacak bu üzüntüyü göğüslemek için elimde yeterince imkan olur mu?” diye bakmalı. Aynı soru burada da geliyor o halde; “beni memnun edeceğini düşündüğüm hayalleri kurarken varsayım olan durumlar, bu üzüntüler için de birer varsayım değil mi? Bu sonuçları yaşamadan nasıl göğüsleyeceğimi nasıl bileceğim?” Her ne kadar geçmiş, gelecek için kesin bir tahmin ettirici olmasa da “geçmişteki ben, bu tip durumlarda nasıl tepki vermişti?” diye sormak az çok rehber olabilir. Geçmişteki beni değerlendirirken yaptığımız davranışları referans almayı kastetmiyorum, burada alacağımız referans “geçmişteki ben, yaşadığı sorunlardan sonra kendini toparlamaya ve değişimin peşinden koşmaya istekli miydi?” diye sormayı kastediyorum. İnsanların geçmişte yaşananın tekrar yaşanacağına dair inançları oluyor, bu tabii ki mümkün ancak bir kesinlik diyemeyiz çünkü tarihsel gelişimi yoksaymış oluruz böylece. Gelecek geçmişin tekrarlanmasından ibaretse geçmişte yapılıp şimdi değiştirilen davranışları insan nasıl yaptı o halde? Değişmenin ve ders çıkartmanın mümkün olduğunu düşünen zihinde geçmiş sadece üzerinde değişiklik yapılacak bir sermaye görevi görür.


Önemli meselelerden biri de daha iyi bir hayatım olacağına inandığım kararı verene kadar geçirdiğim süreyi nasıl geçireceğim? Zihnim bu alternatifleri kurgularken, her seçenek için tek tek plan yaparken bugünün dünyasına odaklanmak mümkün mü? Bugüne odaklanmaya çalışmak alternatiflerimi düşünmede beni geri attığı için vakit kaybı gibi geliyor olabilir. Alternatif hayatımı planlamadığım zaman bugüne yani aza kanaat ettiğimi düşünüp kendime kızabilir ve güçsüzlükle suçlayabilirim. Sanırım insanların sürekli bir meşguliyet içinde olmasının nedeni de bu olabilir çünkü zihin boşta kaldığında istemsizce bu senaryoları size fırlatır, burada insana kalan tek şey gelen fikirleri ittirebildiği kadar uzak köşeye ittirmeye çalışmak olur. İşte yine bir soru çıkıyor: “Bu düşünceleri ittireceğim ama bunları ittirdikçe de değişimi geciktirip hayatımı elimden kaçırıyorsam?” Sanırım “en uygun an” kavramını belirlemek oldukça zordur. İnsan ne zaman bir kararı tamamen verir bunu tam saptamak, içinde bir sürü değişken barındırdığı için imkansıza yakın. Burada devreye giren “yaptığım kararın peşinden gitmek ve bu kararı taşımak” düsturunda sanırım. “Pişmanlık, verilen kararın doğuracağı sonuçları eksik hesaplamaktan çıkıyor” inancı insanı uzun uzun düşünmeye iten şey zaten, nereye kadar düşünelim, nereden sonra uzun düşünmeyi artık bırakıp kararı verelim, bunu nasıl saptayabiliriz? Karar verme, adım atma cesaretini gösteremeyen insanlar genelde bir kaos beklerler. Kaotik süreçler ve yüksek duygulu anlar kararların can havliyle verildiği zamanlar olduğu için ani alınan kararlarda, ileride pişmanlığın yoğun yaşanması muhtemel. Kişi kafasında alternatifleri detaylıca planlamadan verdiği ani kararlardan ötürü daimi bir keşkeye düşebilir. Bu sebeple kararları, kaotik bir durumu, en kötü zamanı, geri dönülemez anları beklemektense tam hazır olmayı beklemeden almak gerekir diye düşünüyorum.


Tüm bunları düşünsek de insan hep ötekine dair bir plan içinde olmaya devam edecek. En yüksek iyiye varma fikri insanın yaşarken çözebileceği bir mesele olmayabilir; bunun için sonsuzluk ve Ruhun ölümsüzlüğü kavramını varsaymamız gerekliliği doğabilir; ileri okumalar için Kant’a bakabilirsiniz. En iyi hayata ulaşma kavramını “elindekini sürdürmek” olarak gören kişilerde bu nebze bir oto-kıyas(kişinin kendisiyle yaptığı kıyastan bahsediyorum) daha az görülebilir; hiç görülmez diyemem çünkü insan hep ötekine kıyasla kendi hayatının imkanlarını kurgular. Bu öteki, “kendisinin önceki hali, kendisinin potansiyel hali” gibi kavramlar da olabilir; ötekiden illa diğer insanları kastetmiyorum. Mutlu yaşamın beklentileri düşürmek olduğu yönündeki inanç da sanırım bu kıyası azaltma yönündeki talepten geliyor. Bir insanı, “kendi hayatının gidişatının mümkün, olabilecek hayatların en iyisi” olduğuna ikna edebilirseniz sanırım endişe ve hayal kırıklığı kavramını ancak o zaman azaltabilirsiniz ama bana şimdiki zihnimle pek olası gelmiyor. Kalın sağlıcakla.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Korkulara dair sosyal kabul üzerine

Korkularımızın çoğuna sosyal kıyasla karar veriyoruz. Uçuştan korkmak çoğu insan için rahatlıkla söylenebilen, saklamaya gerek duyulmayan, ortamlarda dolaysız yoldan paylaşılabilen bir korkuyken yürür

 
 
 
Bir şeylerle uğraşmak ve meşguliyet üzerine

Boş durmanın, aktivite ve sosyallik içinde olmamanın insanı huzursuz hissettirmesinin nedeni nedir? İşler kötü gittiğinde tek başına kalmak, diğer insanlarla iletişimi kesmeyi seçebiliyoruz. Diğer ins

 
 
 
Görünen ve deneyimlenen hayat üzerine

Sosyal medyada üzüntünün, acının, öfkenin, kaybın nadiren gösterilmesi, insanlar için bu mecranın bir üstünlük ve güçlülük sergileme konumuna gelmesine neden olduğunu düşünüyorum. Hayatına alacağınız

 
 
 

Yorumlar


bottom of page