Bir şeylerle uğraşmak ve meşguliyet üzerine
- Ömer Öz
- 15 Mar
- 3 dakikada okunur
Boş durmanın, aktivite ve sosyallik içinde olmamanın insanı huzursuz hissettirmesinin nedeni nedir? İşler kötü gittiğinde tek başına kalmak, diğer insanlarla iletişimi kesmeyi seçebiliyoruz. Diğer insanların bizim problemlerimize akılcı çözüm sunamayacakları, bu çözümleri sunmak için bizimle ilgili yeterince bilgiye sahip olmadıkları, sorunlarımdan bahsettiğimde bunu küçümseyecekleri ya da bizden sıkılacakları tarzındaki inançların hepsi bizi kaçınmaya itebiliyor. Karşı tarafın benim sorunumu küçümseyeceğine dair inancım, benim onunla kurduğum bağın sadece karşılıklı iyi hissetmeye bağlı olduğunu mu göstermeli? Ben karşı tarafa sadece iyi gelmek gibi bir rol mü biçiyorum da anlattıklarımın onu sıkacağından ötürü endişeliyim? Problemlerimden bahsetmediğimde karşı tarafın da kendi problemlerini anlatmasının önünü tıkamış olmuyor muyum? Belki benim problemlerimi ona anlatmam, onun da kendisini bana açmasını sağlayacak ve ortak olarak “herkesleşmiş” olacağız ve bizi zorlayan meseleleri ötelemek için kafa kafaya verebileceğiz.
Kendimizle kaldığımızda problemlere akılcı yanıtlar bulmak yerine bir aktiviteyle uğraşmak, kara bulutların dağılmasında etkili olabiliyor. “Bir şeylerle uğraşmak” insana nedeni bilinmez bir şekilde iyi geliyor; nedenleri üzerine sadece bazı hipotezler kurabiliyoruz. Uğraşacağımız o herhangi bir şeyler ne olmalı? Çoğu insan bir şeyle uğraşması gerektiğini bilse de anlamlı bir şeyle uğraşmadığından ötürü tektipleşmiş bazı davranışlara, alışkanlıklara kapılıyor. Spor yapmak, hobi edinmek, sosyalleşmek, kitap okumak gibi genel kalıpsal uğraşı kategorilerini önermek, kişiye özel ve detaylandırılmış olmadığı için kişileri “biliyorum bunları ama nasıl yapacağım?” krizine sokarak daha da fazla bir eylemsizliğe itiyor olabilir. Bu tarz kalıp öneriler, kişilerin kendi uğraşılarını bulmasının, yaratıcılıklarını kullanarak kendi amaçlarını belirlemelerinin de önüne geçiyor. Diğer insanların yapılmasının iyi olacağına inandığı önerileri duymak kişiye bir çözüm yanılgısı veriyor. “Bunları yaparsam iyileşeceğim ama bunlar benim istediğim şeyler değil” fikrini detaylı düşünüp içselleştirememiş insan bazı taklit yaşayış biçimlerine giriyor ve kendiliğine uymayan bu gömlekleri üzerine oturtamıyor.
Bir uğraşı önerirken, ilk etapta insanların kendi uğraşılarını bulabilmek için kendi kimliklerinin farkına varmasını sağlayacak zihin gelişimi önerileri de vermeliyiz. Kişi ezbere yaptığı bazı davranışlar ve uğraşılardan ziyade kendi zihnini keşfedeceği, düşünüş tarzını fark edebileceği tarzda eğitilerek kendi uğraşılarını yaratabilir. Bu zihni geliştirme evresinde tabii ki eldeki malzemelerden faydalanmak oldukça önemli. Sosyolojik, kültürel, biyolojik, genetik meseleler belirleyici olabiliyor çünkü insanlar dar vakitte çok fazla aktiviteyi birlikte yapmak istiyor. Örneğin spor yapmak üzerine çok fazla çalışma olması, spor aktivitelerinin daha medyatik olması, buna bağlı olarak daha fazla insanın bunu uyguluyor olması, bunun kişinin amaçlarının başında gelmesi gerektiği tarzında bir yanılgı oluşturabilir; öte yandan herkes spor meraklısı olmayabilir ya da sağlık meselelerini bizim önemsediğimiz kadar önemsemiyor olabilir. Kıyasta spor yapması gerektiğine inanıp yapamadığı için depresif hisseden insanla, spor yapmayıp daha kendi gibi, rahat-huzurlu hisseden insanın yaşam doyumunu da hesaba katmalıyız. Spor, özünde sağlıklı yaşama katkı sağlayan etmenlerden bir tanesidir ama sağlıklı yaşamın tek etmeni yoktur; kişiyi, kendini bulacağı bir aktivite içine sokmanın da yaşam kalitesine etkisinin fazla olduğunu düşünüyorum.
İnsanın, varoluşuna, ölümüne, yalnızlığına dair kaygılarının temel yatıştırıcısı, hayatın hergünkülüğü, sıradanlığı, doğal akışkanlığı içine kapılıp gitmektir. “Diğer herkes” gibi olmak insanın ölümünü yalnız göğüsleyeceği fikrinin kaygısına bir dinginleştirici olabilir. İnsan, kendine döndüğünde yaşadığı karmaşadan, varlık-yokluk, yaşam-ölüm ikilemlerinden ötürü odağını sürekli kendi varoluşunu düşünmek dışında şeylerde tutmaya meyillidir. Doymaz bir isteme içinde sürekli bir kovalamaca içinde olan insan, globalleşen kıyas penceresinde kendini, henüz deneyiminde olmayan çok fazla uğraşı seçeneğinin farkına varmış şekilde bulur. Her yeni gün bir imkana doğan insan alternatifler arasından “en iyi” seçeneği bulmaya çalışırken aslında en basit olan günlük rutinlerini de kaçırmaya başlar. Hayatın bir anlamının olması gerektiğine inanan insan, bu anlamın sürekli güncellenen, değişen, hiç bitmeyecek bir kovalamaca olduğunu fark edene kadar ona en fazla “kendi gibi hissettirecek” o kimliği bulamama hayal kırıklığı içinde kendine kızıp durur. “Ben kimim ve dünyada nasıl bir rolüm var, herkesin bir ‘kimlik’ içinde olduğunu zannettiğim bu akışta ben neden kargaşa içindeyim?” diye sormaya başlar. Bazen görünüşte kalpte hızlanma, nefeste daralma, mide-bağırsakta sorunlar, sürekli yorgunluk hali, vücut ağrıları olarak yansıyan somut belirtilerin, bu düşünüş silsilesinin bir tezahürü olduğu ancak detaylı bir zihin analiziyle bulunabilir. Evet bir şeylerle uğraşmak lazım ama gerçekten bu uğraşacaklarımız bizim karakterimize uyan uğraşlar değilse bedenin de buna motive olup bize yardımcı olması zor olabiliyor. Zihnin çalışma yapısının fark edilip eğitilmesinin, beden değişimini de beraberinde getireceğini düşünüyorum. Kalın sağlıcakla.

Yorumlar